aksa
Ö.Haluk Narbay
Köşe Yazarı
Ö.Haluk Narbay
 

İNSAN NE İSTER?

İnsan ne ister? Bu soru basit gibi görünüyor ama bir çağrı alıyor. Çünkü insan, hiçbir dönemde aynı şeyi istemez; Hatta çoğu zaman ne istediğini sandığı şeyle gerçekten ihtiyaç duyduğu şey birbirinden çok farklıdır. Çocukken küçük mutluluklara tutunur, gençken hayallerle kendini inşa etmeye çalışır, yetişkinlikte sorumluluklarla kalır, zaman ilerledikçe sadeleşir ve derinleşir. Eğitimi değiştirmek başarmak ister, iş hayatında tutunmak, yuva kurduğunda paylaşmak, ilerleyen gençliklerini kurtarmak ve sevdiklerini koruyabilmek ister. Ama bütün bu sürdürülebilirliğin altında, farkında olarak ya da olmayarak, tek bir arayışın gizlidir: yaşadığının bir anlamı olsun. İnsan, doğduğu andan itibaren emanet edilmiş bir varlıktır. Ne kadar süreceğini bilmediği bir şeyi çıkarır ve bu yol boyunca öğrenmeyi öğrenir. Önce belirtilmeden ister; sonra ne istediğini sandığı sonuçları giderir; en sonunda gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışır. Hayat, insanın cevaplarından çok soru bırakır ve yaşını, bu bilgileri başka bir dille sorar. Çocuklukta istekler sadedir. Bir oyuncağın eksikliği dünyada durdurulur sanılır, küçük mutluluklar büyük sevinçlere dönüşür. Gençlikte ise istekler büyür, derinleşir. İnsan bu kez kendini kanıtlamak ister. Eğitim hayatı boyunca “olmak” fiiliyle tanışır; Başarılı olmak, fark edilmek, bir yerde ait olduğunu hissetmek ister. Hayallerin geleceğin kuruluşunun, bol olduğu zamanlarda inanılır. Hayat uzun, olanaklar sınırsız sanılır. Daha sonra iş hayatı başlar. İstekler daha pahalı, daha ağır bir hal alır. Artık insan sadece hayal kurmaz; sorumluluk taşır. Üretmek ister, ayakta durmak ister, emeğin karşılığını görmek ister. Sabahların anlamı, akşamların yorgunluğu olur. Başarı tanımı değişir; alkışlardan çok iç rahatlığı önem kazanır. “Ben bu hayatın finalinde?” öğelerin ayrıntılarını içerir günlere. Bir yerde insan, paylaşma ihtiyacını fark eder. Yuvalarınızı ister; bir sesin, bir bakışın, bir sofranın parçası olmak ister. Sevilmekten çok, kalıcı sevilmek ister. Hayatın boyunca uzanan omuz omuza taşımayı, sevinci bölüşerek çoğaltmayı, acıyı paylaşarak hafifletmeyi ister. Çünkü insan anlar ki, bazı yollar tek başına yürümez. Zaman geçtikçe istekler sadeleşir ama derinleşir. Büyük hayaller yeri daha sessiz arzulara ayrılır. Artık insan, uzun ve sağlıklı yaşamak ister. Sevdiklerinin yanında, bedeniyle ve ruhuyla barış içinde kalmak ister. Koşmak değil, yetişmek değil; yetmek ister. Geçmişe dönüp baktığında bozulmalarının azlanması, ileriye bakan korkularının ağır basmasını ister. Ve bütün bu sürdürülebilirliğin altında, hiç değişmeyen bir arayışlar vardır. İnsan aslında boşanmayı geçmediğini bilmek ister. Yaşadıklarının bir anlamı olsun ister. Acılarının da, sevinçlerinin de, çabalarının da bir yere bağlanması ister. Anlamsızlığa uzun süre dayanamaz insan. En çok da her şey yolundaymış gibi görünürken içten içe giderken yorulur. Anlam bazen bir başarıda bulunur, bazen bir insanda. Bazen bir evlatta, bazen geride bırakılan bir izde, bazen de kimse görmeden yapılan küçük bir iyilikte. Şekil değişiklikleri ama özü aynıdır. İnsan, yaşadığının farkını düzenlemek ister. En azından kendi tarafından. Belki de bu yüzden unutulmaktan bu kadar korkarız. Sadece bireylerin bizi unutmasından değil, kendimizin de kişinin yabancılaşmasından korkarız. Günler birbirine benzesin istemiyoruz. Bir anın, bir cümlenin, bir duygunun bize “iyi ki” dedirtmesini diliyorum. Hayat sadece gitmesin; içimizden geçmenizi dileriz. Sonunda insan şunu anlıyor: En çok istediği şey kusursuz bir hayat değil. Sürekli mutlu olmak da değildir. En çok istediği, yaşadığı hayatla değişmek zorunda kalmaktır. Kendi hayatına dışarıdan bakmamak, onun içinde kaybolmaktan yaşayabilmektir. Ve belki de bireyin yaşam süresi boyunca istediği en önemli şey şudur: Bu dünyadan geçerken, tüm hedeflerin isteğine rağmen, içtenlikle şunu söyleyebilmek: “Ben buradaydım ve bu, bir şey değdi.” Hayatınızın tamamındaki mahsullerden düşlerinizden fazla gerçekleşir. Sevgi ve saygıyla Bu yazımla ilgili yeni yılın ilk şiirimi siz değerli okuyucularımla paylaşıyorum. ZAMAN BIRAK AKSIN! Ne altın bir kafes, ne sonsuz bahar, Ne de dertsiz dertsiz gülen o yüzler… İnsan yorulunca sırasında şunu anlar; Kendi hayatına değmekmiş meğer. Uzakta durmak, içine sokulmak, Kendi masalında yabancı olmak. Bırak aksın zaman, bırak yorulsun, Yeter ki dışında seyirci kalmasın. Bir camın ardında izlediği gibiyiz, Kendi kavgamızın yabancısıyız. Oysa biz en çok, bizde yerde, Gölgesiz, perdesiz kalmak istiyoruz. Ne kusursuz bir yol, ne sahte bir düş, Sadece bir nefes, sahici bir gülüş… En büyük arzunmuş, anlarsın sonunda; Kendi hayatlarıyla veya ilk süreleriş. ÖHN
Ekleme Tarihi: 17 Ocak 2026 -Cumartesi
Ö.Haluk Narbay

İNSAN NE İSTER?

İnsan ne ister? Bu soru basit gibi görünüyor ama bir çağrı alıyor. Çünkü insan, hiçbir dönemde aynı şeyi istemez; Hatta çoğu zaman ne istediğini sandığı şeyle gerçekten ihtiyaç duyduğu şey birbirinden çok farklıdır. Çocukken küçük mutluluklara tutunur, gençken hayallerle kendini inşa etmeye çalışır, yetişkinlikte sorumluluklarla kalır, zaman ilerledikçe sadeleşir ve derinleşir. Eğitimi değiştirmek başarmak ister, iş hayatında tutunmak, yuva kurduğunda paylaşmak, ilerleyen gençliklerini kurtarmak ve sevdiklerini koruyabilmek ister. Ama bütün bu sürdürülebilirliğin altında, farkında olarak ya da olmayarak, tek bir arayışın gizlidir: yaşadığının bir anlamı olsun.

İnsan, doğduğu andan itibaren emanet edilmiş bir varlıktır. Ne kadar süreceğini bilmediği bir şeyi çıkarır ve bu yol boyunca öğrenmeyi öğrenir. Önce belirtilmeden ister; sonra ne istediğini sandığı sonuçları giderir; en sonunda gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışır. Hayat, insanın cevaplarından çok soru bırakır ve yaşını, bu bilgileri başka bir dille sorar.

Çocuklukta istekler sadedir. Bir oyuncağın eksikliği dünyada durdurulur sanılır, küçük mutluluklar büyük sevinçlere dönüşür. Gençlikte ise istekler büyür, derinleşir. İnsan bu kez kendini kanıtlamak ister. Eğitim hayatı boyunca “olmak” fiiliyle tanışır; Başarılı olmak, fark edilmek, bir yerde ait olduğunu hissetmek ister. Hayallerin geleceğin kuruluşunun, bol olduğu zamanlarda inanılır. Hayat uzun, olanaklar sınırsız sanılır.

Daha sonra iş hayatı başlar. İstekler daha pahalı, daha ağır bir hal alır. Artık insan sadece hayal kurmaz; sorumluluk taşır. Üretmek ister, ayakta durmak ister, emeğin karşılığını görmek ister. Sabahların anlamı, akşamların yorgunluğu olur. Başarı tanımı değişir; alkışlardan çok iç rahatlığı önem kazanır. “Ben bu hayatın finalinde?” öğelerin ayrıntılarını içerir günlere.

Bir yerde insan, paylaşma ihtiyacını fark eder. Yuvalarınızı ister; bir sesin, bir bakışın, bir sofranın parçası olmak ister. Sevilmekten çok, kalıcı sevilmek ister. Hayatın boyunca uzanan omuz omuza taşımayı, sevinci bölüşerek çoğaltmayı, acıyı paylaşarak hafifletmeyi ister. Çünkü insan anlar ki, bazı yollar tek başına yürümez.

Zaman geçtikçe istekler sadeleşir ama derinleşir. Büyük hayaller yeri daha sessiz arzulara ayrılır. Artık insan, uzun ve sağlıklı yaşamak ister. Sevdiklerinin yanında, bedeniyle ve ruhuyla barış içinde kalmak ister. Koşmak değil, yetişmek değil; yetmek ister. Geçmişe dönüp baktığında bozulmalarının azlanması, ileriye bakan korkularının ağır basmasını ister.

Ve bütün bu sürdürülebilirliğin altında, hiç değişmeyen bir arayışlar vardır. İnsan aslında boşanmayı geçmediğini bilmek ister. Yaşadıklarının bir anlamı olsun ister. Acılarının da, sevinçlerinin de, çabalarının da bir yere bağlanması ister. Anlamsızlığa uzun süre dayanamaz insan. En çok da her şey yolundaymış gibi görünürken içten içe giderken yorulur.

Anlam bazen bir başarıda bulunur, bazen bir insanda. Bazen bir evlatta, bazen geride bırakılan bir izde, bazen de kimse görmeden yapılan küçük bir iyilikte. Şekil değişiklikleri ama özü aynıdır. İnsan, yaşadığının farkını düzenlemek ister. En azından kendi tarafından.

Belki de bu yüzden unutulmaktan bu kadar korkarız. Sadece bireylerin bizi unutmasından değil, kendimizin de kişinin yabancılaşmasından korkarız. Günler birbirine benzesin istemiyoruz. Bir anın, bir cümlenin, bir duygunun bize “iyi ki” dedirtmesini diliyorum. Hayat sadece gitmesin; içimizden geçmenizi dileriz.

Sonunda insan şunu anlıyor: En çok istediği şey kusursuz bir hayat değil. Sürekli mutlu olmak da değildir. En çok istediği, yaşadığı hayatla değişmek zorunda kalmaktır. Kendi hayatına dışarıdan bakmamak, onun içinde kaybolmaktan yaşayabilmektir.

Ve belki de bireyin yaşam süresi boyunca istediği en önemli şey şudur: Bu dünyadan geçerken, tüm hedeflerin isteğine rağmen, içtenlikle şunu söyleyebilmek: “Ben buradaydım ve bu, bir şey değdi.”

Hayatınızın tamamındaki mahsullerden düşlerinizden fazla gerçekleşir.

Sevgi ve saygıyla

Bu yazımla ilgili yeni yılın ilk şiirimi siz değerli okuyucularımla paylaşıyorum.

ZAMAN BIRAK AKSIN!

Ne altın bir kafes, ne sonsuz bahar, Ne de dertsiz dertsiz gülen o yüzler… İnsan yorulunca sırasında şunu anlar; Kendi hayatına değmekmiş meğer.

Uzakta durmak, içine sokulmak, Kendi masalında yabancı olmak. Bırak aksın zaman, bırak yorulsun, Yeter ki dışında seyirci kalmasın.

Bir camın ardında izlediği gibiyiz, Kendi kavgamızın yabancısıyız. Oysa biz en çok, bizde yerde, Gölgesiz, perdesiz kalmak istiyoruz.

Ne kusursuz bir yol, ne sahte bir düş, Sadece bir nefes, sahici bir gülüş… En büyük arzunmuş, anlarsın sonunda; Kendi hayatlarıyla veya ilk süreleriş.

ÖHN

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enfarklihaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.